Kerim Çakmak’ın Barcelona IM 2014 Yarış Raporu

2 Ekim Perşembe günü Barselona’ya indim. Sedef ile aynı uçaktaymışız. Birlikte trenle Calella’ya geçtik. Bu ulaşım metodunu pek tavsiye etmem. Özellikle yanınızda bisiklet falan taşıyorsanız. Zira 2-3 aktarma yapmak gerekiyor ve peronlar arasında geçiş yapabilmek için de ancak asansör ile taşımak mümkün bisikleti ve eşyaları. Bayağı yorucu oluyor. Benim önereceğim alternatif eğer 2-3 kişi olunabilirse, havalanından bir taksi ayarlayıp gitmek olabilir. Tahmin ediyorum 100 Euro belki biraz daha fazlaya gelebilir taksi ücreti ama bölünce ve trendeki yorgunluğu düşününce değer. Bir diğer alternatif ise araba kiralamak olabilir. Önceden rezervasyon ile ucuza araba bulabilmek mümkün. Noyan bu şekilde araç kiralayarak geldi mesela. Ancak Calella içinde park yeri sıkıntı. Sürekli parkmetrelere para atmak gerekiyor. Bir de Calella içinde arabaya hiç ihtiyaç yok. Dolayısı ile araba sürekli yatacak demektir. Şehir girişinde bir yüzme havuzu varmış, Noyan şansına oralarda bir arazi buldu arabayı oraya koydu park problemini çözmüş oldu. İlerde bu arazi otopark mafyasına peşkeş çekilmezse veya AVM, TOKİ falan olmazsa bu da iyi alternatif olabilir.

Ama biz, gara tren ile perşembe akşam 10 gibi otele vardık. Yatıp uyudum ama önce biraz yemek tabii. Cuma sabahı erken uyandım kahvaltı öncesi koşu parkurunda bir 8 km koştum. Koşu parkuru deniz kenarından gidiyor. Biz Ankara’lılar için pek motive edici, güzel, manzaralı bir yol. Hava güneşli ve 22-24 derece. Öğleden sonra da biraz yüzüp dinlendim.

Bu arada İspanya’nın muhteşem mutfağının kaymağını da yemeğe özen gösteriyorduk ekipce. Tam bir ikilem içinde geçiyordu öğünler… Lezzetli, ağır, ilginç tabak alternatiflerini deniz ürünleri ile süsleyip yemek mi yoksa 2 gün sonraki yarışta başımıza mide problemleri almamak için ot gibi mideye makarna pizza tıkmak mı? Ne yazık ki genellikle ikinci alternatif ağır basıyordu. Biralar, tapas’lar, Paella’lar yan masalara doğru akarken biz spagetti bolonez, margarita pizzaya talim ediyorduk. Acısını çıkarırdık elbet. Şimdilik böyle olsundu. Bir iki öğün kaçamak oldu yine de. İspanya’ya her ne sebeple gitmiş olursa olsun insan, yemek konusu kesinlikle en azından bir alt başlık olmalı gezide.
Cuma akşama doğru Noyan da geldi. Birlikte yine yemek falan yiyip biraz lafın belini kırdık. Cumartesi günü sabah ise, yarışın başlama saatine yakın saatlerde suya girip yüzdük Sedef, ben ve Noyan. Sonra parkurda bir 30 dakika bisiklet, ardından da kısa bir koşu ile güne başladık. Sonrasında program bayağı dolu idi. Önce yarış brifingi, sonra otele gelip bisikletin ve transition torbalarının hazırlanması ve bike checkin. Ama işin güzel yanı işimiz erkenden bitti. Bol karbonhidratlı bir ogle yemeğinden sonra, otele gelip güzelce dinlendik. Erken saate akşam yemeğini de yiyip uyumaya geçtik saat 21:00 gibi. Gördüğünüz gibi kronik açlık hastalığına tutulmuşuz.

… Ve bu noktadan sonra gece macerası başladı. Ben genellikle önemli yarışlardan once pek uyuyamam. Bu sefer de öyle olmasın diye bir önlem geliştirdim. Uykuya geçmeden önce bir tane melatonin hapı alıyorum. Böylece 20 dakika içinde derin ve kesintisiz bir uykuya dalıyorum. Bu yarış öncesinde bu yöntemi uygulayacağım için önceden denemesini yapmıştım birkaç defa. Hatta Eğirdir yarışında da yarış öncesinde uyguladım. Çok verimli sonuç aldım. Çok güveniyordum bu yöntemin tutacağına. Lakin bu sefer ilk hapı aldıktan 30 dk sonra hala cin gibiydim. Kafamda belli bir takım düşünceler vardı. Ben genellikle zaten bir şey düşünmeden uyuyamam. bu sefer yarışı düşünmüyordum. Aklımda siyaset (uyku hapı gibidir bende), felsefe (bu da), nostalji… Bir sürü konuyu ziyaret ettim. Ama hep sakin, derin derin nefes alarak ve uykuyu düşünmeden. Tam uykuya dalacakken “hah işte uyuyorum galiba” diyordum kendime. Sonra bu düşünce beni tekrar gerçek dünyaya döndürüyor ve uykum açılıyordu. Sonra da uykuya dalmanın nasıl bir his olduğunu düşünmeye başlıyordum. O hissi unuttuğumu düşünüyordum. Eğer hatırlayamazsam asla uykuya dalamayacağımı sanıyordum. Böyle böyle olmadı, bir türlü uyuyamadım. Bir tane daha hap aldım. Yine aynı döngü. Aradan 1.5 saat geçti. Bir tane daha, bir tane daha.. Sonunda 5. hapı aldım. Dedim ki kendime, bu son olsun. Uyumazsan bile artık alma bu saatten sonra. Ne olacağı belli olmaz çünkü. Saat 2.5 gibi uyuyabildim. 3:15 de tekrar uyandım. 4’de bir daha uyuyabildim. 6:30’da uyandım ve kahvaltıya indim.

Kahvaltıdan sonra kafamı dışarı çıkarıp baktım ki, daha hava aydınlanmadığı halde, acayip bir sağanak indiriyordu. Denizde açıklara yıldırım düşüyordu. Bildiğin fırtına. Bu halde, hep beraber bisikletlerin yanına gittik. Giderken daha zaten sırılsıklam olmuştuk bile. Çok üşüdüm transition alanında. Ama çok etkileyici bir görüntü vardı. Ortalık hala zifiri karanlık. Bisiklet alanını projektörlerle aydınlatmışlar, projektörlerin ışığı altında sağanak ise perde gibi iniyor alanın üzerine. Düşündüm, al işte sana Norseman. Islak ıslak lastikleri şişirdik, transition torbalarını kontrol ettik ve herşeyin plana uygun olduğunu doğrulayıp geri döndük otele. Ben swim suiti giydim ve yüzme alanina doğru yola çıktık. Yüzme startı ve finish aynı yerde ama T1 ve T2’yi, start finish’in 1km kadar gerisine koymuşlar. Dolayısı ile bisikletler ve transition torbaları, T1 – T2 alanında bizim yüzmeden çıkmamızı bekliyor. Biz de 1km ilerde yüzmeye başlamayı bekliyoruz. Şöyle özetleyeyim coğrafi durumu. Bir üçgen düşünün, Akdeniz üçgenin tabanında. Üçgenin bir taban köşesinde T1-T2 alanı var diğer taban köşesinde ise suya giriş ve Finiş çizgisi. Otel de üçgenin tepe noktası. Böyle bir durum işte. Barcelona yarışının lojistiği bu açıdan mükemmel. Otelden çıkıp 3dk içinde Expo’ya gidebiliyorsun. İstersen yarışta koşacağın ya da bisiklete bineceğin parkurda sabah antrenmanı yapabiliyorsun hemen otelin önünden ve en önemlisi restoranlar da yine hemen yanında. Her şey elinin altında.

Neyse yine konu yemeğe sapmadan tekrar yarışa odaklanalım. Bu yarışta üstümü hiç değiştirmek istemediğim için swim suit’in içine giydim her şeyimi. Taytım, formam, kolluklar ve diz altı kompreslerim. Böylece swimsuit’I çıkarır çıkarmaz hazır olacaktım T1de.

Biz ıslak ve üşümüş şekilde start beklerken, fırtınadan dolayı yarış başlangıç saatini 30dk ertelediler. Bunun sebebi denize yıldırım düşmesiymiş. Güvenlik açısından fırtına geçene kadar suya kimse giremedi. Isınmak için zıplayıp durduk yerimizde. Neyse sonunda yarışın yapılacağı “müjdesi” verildi ve 9’dan itibaren startlar verilmeye başlandı. Wave start yaptıkları için (3 dakikada bir) benim gibi yaşlılar 9:20’de start aldı. Ve Yüzmeye başladık.

Yüzme
200m açılıp, 800m batıya doğru yüzdükten sonra 100 m tekrar açılıp sonra kalan 2300m yi doğuya doğru yüzmemiz gerekiyordu. 3500’de tekrar kıyıya dönüp 300m kıyıya doğru yüzüp çıkıyoruz. İlk 800’de başta akıntı arkadan geldi. Sonraki 2300 ise karşıdan. Geç çıktığımız için ve fırtına sonrasıdan kalan ölü dalgalar biraz salladı yüzmede. İlk 1500 bitiminde saatime baktım, 24 dakikada gelmişim. Çok iyi, ama akıntıyı düşünmemiştim. Sonra akıntıya karşı hızım düştü tabi. Bir de bu tip uzun açık su yüzmelerinde ben genellikle dalıp gidiyorum. Fark etmeden yavaşlıyorum. Sonra “lan olum yarıştasın” diye kendimi uyandırıp tekrar hızlanmaya çalışıyorum. Yine öyle oldu. Güneş de, fırtına bulutlarının arkasında kaldığı için kıyıdan kerteriz aldım ama kıyı ile benim aramda kimse olmadığından hep kıyıya doğru çekti rota. Gece uçan böcekler ve ışık misali (Gece uçan böceklerin bir lambanın etrafında dönmesinin sebebi, lamba ışığını yıldız ışığı sanıp sürekli “yıldızı” sağlarına veya sollarına alarak yol gitmeye çalışmalarından dolayıymış). Sonra güneş biraz belirginleşti bulutların arkasında. Böylece güneşi sabitleyabildim aramda da insan olduğu için düz ilerleyebildim. Yüzme mesafesi tam ölçülmüştü. Garmin de 3890 ölçtü. Bravo. 1 saat 8 dakikada çıktım sudan. Beklediğimden kötü. 1:02 falan bekliyordum.

Yüzmenin sonu

T1
Daha önceki yarışlarda transitionları oldukça geniş tutmuştum. Topladığımda yaklaşık T1 + T2 olarak, hızlı bir transition’a göre 10dk daha fazla takılmıştım. Aslında hızlı transition, en iyi sure kısaltma alternatifi. Bu yüzden minimalist olmaya çalıştım transition sırasında bu yarışta. Bir detayı atlamışım. Jelleri küçük, 200cc’lik mataralara doldurmuştum. Bu mataraları da formamın arka cebine koydum. Ama bisikleti alıp da yola çıkana kadarki mesafeyi koşmaya çalıştığımda mataralar arkada hop hop hopladıkları için düşerler korkusu ile koşamadım. Yürüdüm. Dolayısı ile bu transition hedeflediğimden uzun sürdü. Hızlı transition yapmayı ilk uzun mesafe yapanlar için tavsiye etmem. Unutulacak çok kritik bir unsur yarışta probleme yol açabilir. Transition sürecini yarış öncesinde kafada 1-2 defa yaşamak gerekiyor.

Bisiklet
Güzel bir bisiklet parkuru var. Başlarda inişli çıkışlı. 5-10 km kadar gidiyor. Sonra düzleşiyor. Parkur şehirin içinden başlıyor, 3km kadar ilerledikten sonra sahil şeridindeki yoldan devam ederek, 36 km Barcelona’ya doğru gidiyor. Bir yanı deniz bir yanı dağ olduğu için deniz ve dağ meltemine çok açık. Ve havanın ısınmasına bağlı olarak tabii ki yön ve şiddet değiştiriyor. Yalnız yol Calella tarafında biraz dar. Barcelona’ya doğru yaklaştıkca genişliyor. 2600 kişilik bir yarış güruhu için özellikle, çok dar bir yol. Kanımca gelecek sene ya bu parkuru değiştirirler ya da çıkışları 3 değil 10 dk ara ile verirler. Zaten Avrupa’da Zürih ve Nice dışında tırmanışlı parkur kalmadı bildiğim kadarıyla. Mesela Barcelona 70.3’ün çok sert çıkışlı bir parkuru var. 140.6’yı da aynı parkur yaparlarsa seneye, 2000+m tırmanış gelir. Ki bana yapabilirlermiş gibi geliyor. Neyse, biz yüzmeye girerken yağmur yağıyordu. Çıkınca durdu. Bisikletin üzerine çıkar çıkmaz da güneş açtı. Ne büyük şans. Daha once de dediğim gibi, ilk 3km Calella’nın içinden geçiliyor. Burada hız yapmak pek mümkün değil. Sonra ana yola çıkılıp 36 km git 36 km gel. Ikinci tur da aynı şekilde 72km git gel. Son tur bir 30km git gel yapıp (bir önceki turun yarısına kadar) tekrar 3km’lik şehir içi kısımdan T2’ye gidiyor. İlk turun gidişinde yağmur daha yeni bittiği için yollar halen ıslaktı. Rüzgar rahatsız edici değildi. Asfalt kalitesi çok yüksek. 34-35 ortalama ile gidiyordum. 20. Km civarında arka tekerin jantının yere değdiğini hissettim. İlk once inanamadım. Yine olamaz diye düşündüm. Bundan önceki 2 Zürih yarşımın 2’sinde de lastiğim patlamıştı. Yine patladı işte. 3 Ironman yarışı koştum. 3’ünde de patladı lastiğim. Kısa ama dik bir yokuşun tepesinde değiştirdim lastiği. Moralim çok bozuldu. Sonra tekrar devam ettim. Ama zaten geç start almıştım, bir de lastikden dolayı vakit kaybettiğim için iyice gerilere düştüm. Neyse kaybettiğim zamanı geri kazanma gibi romantik bir niyet ile bastım tekrar pedala. Bir süre ekstra eforlu gittikten sonra “Kerim” dedim “olum ne yapıyorsun? Böyle gidersen yarışı hiç bitiremezsin”. Evet bisiklet parkuru hızlı bir parkur gibi görünüyor. Ama bu spor bir bisiklet sporu değil. Bu parkurda gaza gelip basanlar koşuda hep şiştiler. “Parkur hızlı ama sen yavaş gitmelisin” dedim kendime. Tuttum kendimi.

Neyse ilk tur bitti. İkinci turda rüzgar hem yön değiştirdi hem de biraz hızını artırdı. Yarışın 80-90%’ını aero pozisyonda gittim. Bu arada rüzgar arttığı için yolun dar kısmında insanlar hep birbirine yaklaştı ve grup sürdüler. Ve ne yazık ki bu davranışı geniş kısımlarda da sürdürdüler. Motorlu hakemler yanlarına geliyor, uyarıyor, onlar da ayrılır gibi yapıyorlar ama grup o kadar uzun ki, motor önlerdekileri de ayırmaya gittiğinde arkadakiler tekrar yaklaşıyordu birbirine. Benim dikkatimi çeken bir grup yarışın başından sonuna kadar birlikte sürdü (dönüşlerde görüyordum). Bu durum sadece bu yarışa da özgü bir durum da değil maalesef. Daha once dediğim gibi 2 defa Zürih’e katıldım. İkisinde de benzer pelotonlar oluşuyordu. Zürih’te genellikle ilk turda bu tip büyük gruplar görmek mümkün olabiliyordu. Sonradan dağılıyorlardı.

Hiç drafta girmemeye çalıştım. Ama önüme geçen bisikleti ile aramı açabilmek için pedal kestiğimde arkadaki daha yavaş olan da yetişip giriyor önüme, sonra onun arkasındaki, sonra onun derken insan en arkaya düşebiliyor. Bu yüzden yavaş bisikletli beni geçtikten sonra ben de hızlanıp onu geçiyorum tekrar. Bu arada beni geçen öndeki de gitmiş oluyor zaten. Genelde bu şekilde gitti yarışın çoğu kısmı. Ama bu yavaşlama ve hızlanmalar da yordu hali ile.
Bisikletin son turunda rüzgar iyice arttı. Ben de koşu için kendimi saklamak gayesi ile biraz yavaşladım.
Beslenme planım iyiydi. Bisiklet üzerinde toplamda 15-16 jel tükettim. 1 Powerbar enerji barı, 1 tam muz 2.5lt su ve iso.
Lastik patlağından dolayı kayıp süreyi saymazsak 5:34’de bitti bisiklet ve transition’a girdim.

Kerim bisiklette

T2: 1:46 sürdü. Hızlı oldu.

Koşu:
Tüm bisiklet, güneşli havada geçti. Koşuya başlarken de güneş kremi süründüm çıkışta. 50m gitmeden hava kapadı. Ve serinledi. Bu kadar denk gelebilir. Çok şanslıymışım. Tüm koşuyu serin havada koştum. Koşu stratejisi ilk 10k 6 pace, ikinci 10k 5:35, üçüncü 10k 5:15, son 10k muamma şeklindeydi. Ancak bisikletten inince insana bir gariplik geliyor 4’lü pace’ler ile koşuya başlamak ve kendini çok iyi hisetmek çok mümkün. Bu çok tehlikeli olurdu benim için. O sebeple kendimi tuttum. Nabzım 70% civarında. Pace 5:00’lere düşüyor (veya çıkıyor) sürekli. Benim gözüm saatte. 6:00’ya doğru yavaşlamaya çalışıyorum. İlk 10k 55’de geçtim. Kendimi iyi hissediyorum. İkinci 10k hızlanabilirim dedim. Hızlandım da. Ama aslında öyle olduğunu sanmışım. 56,5 de geçtim bunu da. Üçüncü 10k’ya girerken artık yorgunluk da başladı. Sadece aid station’larda durup su içerken veya jel alırken yürüdüm. Biter bitmez de hemen koşmaya başladım tekrar. 57dk sürdü bu da. Aslında yavaşlıyorum ama problem değil çünkü hem 1dk yavaşlıyorum hem de hala güçlüyüm. 20sn kadar yürüdükten sonra dinlenmiş olarak hemen koşuya başlıyabiliyorum bu arada nabzım da düşmüş oluyor. 30K’da kendimi tebrik ettim. Buraya kadar tempoyu hiç bozmadan geldim, yürümedim, duvar var mı diye bakıyorum, duvardan eser yok ve en önemlisi hala iyi hissediyorum. Son 10k’ya girerken dedim ki “Kerim olum hadi 5 pace”. 6km gittim 5 civarı pace ile, sonra 6 pace’e düştüm. Son 2k tekrar hızlanıp 5:30’a çıkabildim.

Hemen hemen bütün istasyonları ziyaret ettim. Sanıyorum iki tane falan atladım. O da sonlarda. Zaten istasyonlar arasında 3-4km vardı. Bir istasyonda kola, su, iso, bir istasyonda jel, su, diğerinde de portakal, su gibi bir konbinasyon yapmaya çalıştım. Verdikleri jelleri ilk defa deniyordum. Aslında riskli idi bacaklarımın da çok jele ihtiyacı yok gibiydi. Ama beynimin glukoz ihtiyacını da karşılamam gerekebilir diye düşündüm. Koşuda toplam 3-4 jel yedim böylece. 1.5 muz, 300cc kola, 2 portakal tükettim hatırlayabildiğim kadarıyla.

Son 10K yordu beni ve bittiğinde 1m daha gidecek halim kalmamıştı. Ne fazla ne az. Sonuna kadar tüketmişim yani ne var ne yok.

Resmi süreye göre koşu da 4.02’de bitmiş. Bitirirken yine hızlandım. Mavi halı üzerinde hızlı koşarak finish’den geçmeden bu işin tadı çıkmıyor.

Yarış sonu

Sonuç Değerlendirmesi:
Toplam sure: 11:04:06 ama ben lastik tamir süresini düşünce 10:55 civarı diyorum. Bisiklette 120 kişi geçmiş beni. Bunda biraz yüzmeden iyi çıkmamın etkisi var, biraz lastik patlamasının, biraz da yavaşlamamın. Ama en önemli etken en zayıf halkamın bisiklet olması olmalı. Koşuda sonra 80 kişiyi geçmişim yaş grubumda. Toplamda da beni yaklaşık 500 kişi geçmiş bisiklette. Sonra koşuda 300 kişiyi geri geçmişim. Ama yüzmeden çıkmamla yarışı bitirmem arasında eksideyim. Yani geri düşmüşüm.

Bu yarışın sonucunu geçen seneki Zürich yarışının sonucu ile karşılaştırırsam… Geçen sene yüzmeden 80. çıkmışım. Bisiklette beni 120 kişi geçmiş. Sonra koşuda 1 kişi daha geçmiş (yaş grubumda). Genelde yine 500 kişi geçmiş beni bisiklette. Koşuda 2 kişi daha geçmiş.

Aslında uzun mesafe triatlon yarışlarında biz çok yanlış bir derecelendirme yapıyoruz. O da yarışın bitirme süresine bakıyoruz. Halbuki her yarış o kadar farklı ki. Aynı parkuru iki gün arayla koşan aynı durumdaki iki insan bile çok farklı dereceler yapabilir. Yarış çok uzun. İnsanın başına elinde olmayan envai çeşit aksilik gelebilir. Ayrıca parkur çok fark ediyor. Özellikle farklı parkurların derecelerini karşılaştırmak çok abes. Mesela Zürih – Barcelona… Zürih’de 2013’de 38 derecelik hava sıcaklığında 12:42 ile bitirmiştim yarışı. Yukarıda görüldüğü üzere bisiklette beni 120 kişi geçmiş yaş grubumdan. Bisiklet zamanım 6:28 (içinde bir de lastik patlağı barındırıyor). Bu sene Barcelona’da 11:04 derecem. Bisiklet 5:45 (neredeyse 45 dakika iyileştirmişim gibi görünüyor bisikleti, tabii ki lastik patlaklı) yine 120 kişi geçmiş.

Bir sene içinde bisikletimde kayda değer bir gelişim olmamış gibi görünüyor. Koşum ise gelişmiş ama unutmamak lazım ki Zürih’de ben koşuyu sakat dizle çoğunu yürüyerek yaptım.

Dolayısı ile 1 senede 1 saat 40 dakikalık müthiş bir iyileşme görülüyor bitirme süresinde. Ama aslında değerlendirilmesi gereken kriter bence yaş grubunda kaçıncı olduğun (kaç kişi içinden). Sürenin hiç ama hiç bir önemi yok. Böyle bir değerlendirmeye göre de aslında çok büyük iyileşme göremedim maalesef. Seneye daha yukarılara çıkma hedefi ile 4 hafta sonra tekrar başlıyorum.

Burayı koşmayı düşünen olursa her türlü yardımı yapmaya hazır ve nazır olarak büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öpüyor ve yazıyı burada bitiriyorum. Yoksa daha gider bu…

2 thoughts on “Kerim Çakmak’ın Barcelona IM 2014 Yarış Raporu”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir