Kerim Çakmak Norseman 2016 Yarış Raporu Bölüm 1: Yarış ile ilgili genel bilgi

Nedir bu Norseman?

Norseman Xtreme Triathlon, aslında bildiğimiz, standart bir uzun mesafe triatlon yarışıdır. Norveç’teki Hardenger fiyordundan başlayıp, yine Norveç’in meşhur dağı ve kayak merkezi, Gaustatoppen’de son bulur. Bu yarışı özel kılan bazı unsurlar, yarışın bilinirliğini de oldukça artırmış durumda anladığım kadarıyla. Norseman, dünyanın en zor triatlon yarışlarından biri olarak kabul ediliyor. Doğru mudur bilmem ama neden böyle kabul edildiğini kendimce anlatmaya çalışayım. Bu yarış bir üçlemenin belki de en meşhur ayağı. Norseman gibi, benzer mesafeler ve koşullarda koşulan Celtman ve Swissman yarışları da var. İsimlerinden de anlaşılacağı gibi Celtmen Iskoçya’da, Swissman ise İsviçre’de koşuluyor. Bunlar, farklı gruplar tarafından organize ediliyor olsa da aslında aynı ailenin yarışları. Bir de bu aileye dahil olmayan ancak çok benzer bir yaklaşıma ve yönteme sahip olan bildiğim iki yarış daha var. Avusturya’da koşulan “Austria Extreme Triathlon” ve Alaska’da ilki bu yıl koşulan “Alaskaman”. Bu 5 yarışın 5’i de kura ile yarışmacı kabul ediyor ve organizasyon olarak birbirine çok benziyor. Norseman haricinde diğer yarışlar konusunda burada yazabilecek kadar bilgim olmadığı için çok detaya giremiyorum maalesef.

Başta da dediğim gibi Norseman’in mesafeleri, standart bir uzun mesafe triatlon yarışının mesafeleri. Yani 3800 m yüzme, 180 km bisiklet ve 42.2 km koşudan oluşuyor. Bu mesafelerin koşulduğu ortamlar ise biraz zorlu olduğu için sanıyorum yarış, hem “extreme” hem de “dünyanın en zor yarışlarından biri” unvanını hak ediyor.

Norseman, bir noktadan başlayıp yaklaşık 226 km uzaktaki başka bir noktada biten bir yarış. Dolayısı ile lojistiği çok zor. Aşağıdaki fotoğrafta yarışın tüm rotasını görmek mümkün. Yarışın eğim grafiği ise oldukça zorlayıcı. Bisiklette toplam irtifa kazancı 3000-3500 m civarında. Koşuda ise yaklaşık 1700 m. Toplamda 5000 metrelik bir irtifa kazanımı oluyor. Yarış boyunca her türlü hava koşulu ile karşılaşmak mümkün olduğu için bu da ekstra bir zorluk katıyor organizasyona.

Norseman rotası

Norseman rotası

Destek Ekibiniz ve siz

Bu yarışın başka bir karakteristik özelliği ise, mutlaka size bir destek ekibinin eşlik etmesi ve destek olması gerekliliği. Bu destek ekibi, en az bir kişi ve sadece bir araba olabiliyor. Yarışa kayıt olurken destek ekibinizi de kayıt ediyorsunuz. Destek konusunda ilginç kurallar var:

  1. Fiziksel olarak sadece bir kişiden destek alabiliyorsunuz (organizasyonun size verdiği, beyaz “support” tişörtünü kim giyiyorsa). Diğerleri doğrudan sizinle temas edemiyor. Buna karşılık, dolaylı olarak destek sağlayabiliyorlar. Beyaz “support” tişörtünü destek ekibindeki kişiler arasında değiştirmek serbest bu arada.
  2. Bisiklet etabının ilk 20 km’sinde ve son 30 km’sinde destek alamıyorsunuz.
  3. Bunun dışında parkur üzerinde istediğiniz yerde istediğiniz sıklıkta destek alabilirsiniz.
  4. Nizami bir destek için aracın park etmiş olması, 4 tekerinin de yol çizgilerinin dışında olması ve desteğin araç dışında veriliyor olması gerekiyor. Yoksa ceza alıyorsunuz.
  5. Sporcunun araç içine oturması kesinlikle yasak.
  6. Destek ekibinin hareketlerinden de sporcu sorumlu. Mesela trafikte tehlikeli şekilde araç kullanırsa, trafik kurallarına uymadığı tespit edilirse yine sporcu ceza alıyor.
  7. Değişim alanlarında gerek T1’deki wetsuitinizi, gerek T2’deki bisikletinizi ve diğer malzemelerinizi destek ekibindeki beyaz tişörtlü kişi toplamak zorunda. Aynı şekilde T1 ve T2’de giyeceklerinizi de oraya bu kişi getirmeli. Çıkardıklarınızı da arabaya götürmeli.
  8. Koşu boyunca da istediğiniz yerde destek alabiliyorsunuz. Desteğiniz, koşunun ilk 25 km’si size eşlik edemiyor ancak 25-37.5 km’ler arası (buraya “Zombie Hill” deniyor) sadece beyaz tişörtlü destekçiniz size koşarak veya bisikletle eşlik edebiliyor. Kendi başınıza da çıkabilirsiniz tabii. Ancak, 37.5km’den sonra, eşlik zorunlu. Kalan mesafeyi mutlaka en az bir kişi ile çıkmanız gerekiyor. Ama birden fazla da olabilir; size kalmış. Amaç, sporcunun yalnız başına dağa çıkmaması.

Yüzme

Şimdi gelelim yarış ile ilgili detaylara. Yarış, tabii ki yüzme ile başlıyor. Ama bundan önce bütün sporcuların saat 3:00 gibi bisikletlerini değişim alanına getirip yerleştirmeleri gerekiyor. Sonra saat 4:00’te kalkacak olan feribota binmeleri lazım. Bu feribot, sporcuları başlangıç noktasına götürecek. Saat 4:45’te feribot yeterli uzaklığa geldiğinde, kapaklarını açıyor ve sporcular teker teker fiyordun “serin” ve karanlık sularına atlıyorlar. Bu saat itibari ile hava hala karanlık oluyor genellikle. Başlangıç işareti feribottan veriliyor. Tan ağarmadan hemen önce, saat 5:00 gibi karanlığı yırtan ve fiyordun dik yamaçlarında yankılanan feribot düdüğü ile 250-270 arasında sporcu yüzmeye başlıyor.

Su sıcaklığı yaklaşık 13 C derece. Wetsuit zorunlu, neopren başlık ve çorap şiddetle tavsiye ediliyor. Eldiven yasak. Su genellikle sakin oluyor ancak bazen hafif dalga ve akıntı ile karşılaşmak mümkün. Akıntı yarış güzergahına doğru da olabiliyor, ters yönde de. Bu durum, şansa kalmış biraz. Genellikle dağlarda eriyen karlar fiyorda karıştığı için su sıcaklığının düşük olması bu yarışın en iyi bilinen zorluklarından ilki. Örneğin, 2015’de kış çok zorlu geçtiği ve bahar çok geç geldiği için yarış zamanı karlar hala tam erimemiş ve fiyordun suyunu çok ciddi anlamda soğutmuştu. O yıl, su sıcaklığı en sıcak olduğu noktalarda bile 11 dereceye kadar düşmüştü. Bundan dolayı organizatörler, yüzme etabını 3800m yerine 1900m yapmışlardı, ki kimse hipotermi veya soğuktan kaynaklanacak benzeri tehlikelerle karşılaşmasın.

Bunlar standart zorluklar. Bir de kişisel korkular ile yüzleşme ve perde arkasında kalan problemli olabilecek unsurlardan da bahsetmek gerek. Mesela, fiyordun derinliği 400 m. Suyu kapkaranlık. Çok büyük şans da olsa bir ihtimal, orcalar ile beraber yüzme olasılığı var. Tabii yüzmeye başlayabilmek için bir de 4 m yüksekten kendinizi feribottan, bu ürkütücü ortama bırakmak durumunda olmanız da biraz iç sıkıcı olabiliyor. Bu faktörler aslında insanı bir anda paniğe uğratabilecek şeyler. Dolayısı ile iyi konsantre olmanız gerekiyor bu yarışa.

İyi haber ise, tüm yarış boyunca kanolar yüzücüleri takip ediyor. Eğer açık suda rahat değilseniz bu biraz rahatlatıcı bir unsur. Yine de eğer bu yarışa girmeye niyetliyseniz açık su ile bir an önce barışsanız iyi olur. Eğer sağ taraftan daha kolay nefes alıyorsanız, bu da iyi haber. Çünkü, sağ tarafınızdaki kıyı daha yakın ve nefes alırken bile kolaylıkla kerteriz alabiliyorsunuz. Sol kıyıyı görmek hem karanlıktan hem de kalabalıktan, çok zor olabiliyor.

Yarışa başlamak için karanlıkta feribottan fiyordun derinilklerine atlamanız gerekiyor.

Yarışa başlamak için karanlıkta feribottan fiyordun derinilklerine atlamanız gerekiyor.

Yüzmeden çıktığınızda sizi değişim alanında desteğinizin beklemesi gerekiyor. Büyük ihtimalle elleriniz donmuş olacağı için wetsuitinizi çıkarması, çoraplarınızı, ayakkabılarınızı giydirmesi lazım. Formanızın fermuarını çekmesi ve sizi paketleyip sağ salim bisikletinize bindirip göndermesi gerekiyor.

Bisiklet

Bisiklet rotası tam bir fenomen. Yüzme, yarışın da düzenlendiği Eidfjord kasabasında bitiyor. Bu kasaba, dağların arasına sıkışmış küçük, şirin bir yerleşim yeri. Manzarası çok büyüleyici olduğu için cruise gemilerinin de gün içinde uğrak noktası oluyor. Bu kasabada nereye baksanız hayran oluyorsunuz gerçekten. Örneğin aşağıdaki fotoyu bir kafede otururken hiç özenmeden öylesine çektim.

Nereye baksanız muhteşem bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Burası Viki Cafe. Mutfağı çok güzel.

Nereye baksanız muhteşem bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Burası Viki Cafe. Mutfağı çok güzel.

Bisiklet rotası, Eidfjord’dan içeri doğru giriyor. 7-8 km sonra sert bir tırmanış başlıyor. 25 km içinde deniz seviyesinden 1300 m’ye tırmanıyor rota. Hava, Eidfjord’da 17-18 C derece iken, yukarda 3-5 C dereceye kadar düşebiliyor. Meşhur Hardengervidda platosuna çıktığınızda, sizi büyük ihtimalle zaten yağmur, sis ve rüzgar karşılıyor. Strava’da bu bölümü için bir rota çizmiştim aşağıda onu paylaşırsam sanıyorum daha kolay anlaşılacaktır.

Bisikletin ilk 35km'si sürekli tırmanış, dar servis yolları ve tünellerden geçiyor. Ancak çevrenin güzelliği tüm zorlukları unutturuyor

Bisikletin ilk 35 km’si sürekli tırmanış, dar servis yolları ve tünellerden geçiyor. Ancak çevrenin güzelliği tüm zorlukları unutturuyor.

Bu arada, sıfırdan 1300 m rakıma ulaşırken, ana yol üzerinde 4 veya 5 adet tünel var. Bu tünellere normalde bisiklet ve yayanın girmesi yasak. Genellikle ana yoldaki tünellerin yanlarında servis yolları var yaya ve bisiklet için. Tırmanışın da 50%’lik kısmı bu servis yollarından geçiyor aslında. Ancak Norveçliler, bu servis yollarına bile tünel yapmış. Dolayısı bisiklet yolundan

Tüneller ve servis yolları. Lastik patlatma riski yüksek burada

Tüneller ve servis yolları. Lastik patlatma riski yüksek burada.

geçerken bile tünellerden kurtulamıyorsunuz. Tünellerin içi karanlık olduğu ve bisiklet rotası boyunca yer yer sis olabileceği için organizasyon komitesi ön ve arka ışık kullanımını bütün bisiklet güzergahı boyunca zorunlu tutuyor. Ayrıca ilk 20km boyunca reflektif yelek giymek de güvenlik sebebi ile yine zorunlu.

Tünellerin bittiği yerde, Voringfossen Şelalesi’ne geliyorsunuz. Buradan itibaren, bisiklet etabının 150. km’sine kadar, artık yol kenarından destek almak serbest. Ama tırmanış bitmiyor tabii. İlk dağın tepesine çıkabilmek ve yukarda bahsettiğim Hardengervidda Plato’suna ulaşabilmek için en az 10 km’lik bir mesafeniz daha var.

Hardengervidda Platosu’na ulaştığınzda sizi karşılayacak hava çok eğlenceli değil açıkcası

Hardengervidda Platosu’na ulaştığınzda sizi karşılayacak hava çok eğlenceli değil açıkcası.

Bu mesafeyi de tamamladığınızda, ilk 35 km’yi böylece 1500 m’ye yakın irtifa kazanımı ile geçmiş oluyor ve Hardengervidda Platosu’na ulaşmış bulunuyorsunuz. Yarışın ilk yarısının kalan kısmını bu plato üzerinde geçiriyorsunuz. Nispeten inişli ve hızlı bir 50-55km bekliyor sizi. Böylece 90. Km’ye geldiğinizde rakım da 700 m’lere düşmüş oluyor.

Plato üzerinde yağmur, rüzgar ve soğuk ile yoğurulduktan sonra, ardı ardına 3 tepe tırmanışı ile bisiklet etabı devam ediyor. En son, acılı ve dik bir tırmanış olan Imingfjell Dağı’nın çıkışı ile zorlu tırmanışlar bitiyor. Imingfjell Dağı tırmanışı, bu yarışın başka bir karakteristik bölümü. Hatta sırf bu tırmanışa yönelik bir yazı okumuştum yarışa hazırlanırken. Bu tırmanış hakkında biraz fikir vereceğini umarak bağlantısını aşağıya kopyalıyorum: http://nxtri.com/the-tale-of-iming-mountain/

Gerçekten bu yazıda da söylediği gibi Imingfjell sizi dönüştürüyor. Yarışın artık bittiğini sona geldiğinizi düşünüyorsunuz ancak şu tırmanış bitse bir… Bitmiyor maalesef.

Tepeye çıktıktan sonra birkaç km’lik aldatıcı bir düzlük var. Düzde olduğunuzu sandığınız halde aslında hala gizli gizli tırmanıyorsunuz. 150. km’de artık resmi olarak iniş başlıyor. İnişin ilk kısmı çok tehlikeli ve teknik. Burada yarışı ve sağlığınızı riske atmak istemezsiniz. İkinci kısım ise nispeten daha sakin. Pedal kesmeden, bacakları da koşuya hazırlayarak seri çevirerek bisikleti tamamlama fırsatı veriyor bu son kısım.

Tüm bisiklet rotasını da yine Strava’da çizmiştim. Referans olması açısından buraya ekliyorum:

Tüm bisiklet rotası ve profili

Tüm bisiklet rotası ve profili.

Koşu

Bisiklet bittikten sonra, göl kenarındaki değişim alanında koşuya geçiyorsunuz. Tabii yine sevgili desteğiniz koşuda giyeceğiniz ayakkabıları size getirmeli ve bisikletinizi alıp arabaya atmalı. Koşunun ilk 25 km’si oldukça düz bir parkurda koşuluyor. Bu bölüm ile ilgili, manzaranın büyüleyici güzelliği dışında çok ön plana çıkan bir özellik yok, tek bir istisna dışında: Göl kenarından ayrıldıktan ve yönünüzü Rujkan’a doğru döndüğünüzde, yaklaşık 20. km’de meşhur Gaustatoppen’i görüyorsunuz; hem de şu açıdan.

Gaustatoppen!!!

Gaustatoppen!!!

Birden bire tüm haşmeti ile karşınızda beliren bu dağın zirvesinden gözlerinizi ayırmadan, bu maceranın sonunda kendinizi bu zirvede bulacağınızı umarak yolunuza devam ediyorsunuz. Tüylerinizin diken diken olacağını söyleyebilirim. Yüksek motivasyon ile koşmaya devam ederek, 25. km’de yukardaki fotoğrafta görülen yoldan ayrılıp Gaustatoppen yoluna sapıyorsunuz. Burada dağa da çıkmaya başladığınız için artık yolun geri kalanı yokuş yukarı. 25-32 km’lik ilk kısım “Zombie Hill” olarak isimlendirilmiş. Bunun sebebini anladım yarışta. En azından kendimce. İsminden de anlaşılıyor aslında. Çok acımasız bir tırmanış var bu 7 km’lik kısımda. Sizden kalan son enerjiyi alıyor ve sizi pestile çeviriyor.

32. km’de ise, dananın kuyruğu kopuyor. Bütün yarış, aslında tam olarak bu nokta içindi. Yarışan herkes, bu noktaya ilk 160 kişi içinde gelmeye çalışıyor diyebilirim. Bunun sebebi, organizasyon sadece ilk 160 kişinin bu noktadan ileri, dağa doğru devam etmesine izin veriyor. Burası bir nevi “cut off” yani. Güvenlik sebepleri ile zirveye sadece 160 kişi ve bu kişilerin destek ekipleri çıkabiliyor. Kalanlar, sola dönüp yarışa devam edebiliyorlar. Biraz ilerdeki oteller bölgesinde yer alan yarış otelinin otoparkında (evet maalesef son kısmı otoparkta koşuyorlar) 10km’yi tamamlayıp nizami bir uzun mesafe triatlonunu bitirmiş oluyorlar. Eğer zirveye çıkmayı başaran ekip içinde olabilirseniz, size siyah bitirme tişörtü veriliyor. Ancak oteller bölgesinde koşarak yarışı tamamladıysanız beyaz bitirme tişörtü alıyorsunuz. İşte bu ufak ayrıntı bütün bu yarışa rekabetçi bir yaklaşım getiriyor. Yarışı gerçekten yarış gibi koşturuyor. Siyah tişört alma isteği, bu zorlu macerayı bitirmiş olmanın anlamını macera kapsamından çıkarıp rekabet ve yarış kapsamına sokuyor. Bence bu iyi bir şey. Çünkü bu bir spor müsabakası eninde sonunda. Bu kadar zorlu koşullarda gerçekleştirilen spor müsabakalarında ise genellikle bitirme bile bir başarı sayıldığı için, özellikle orta ve sonlarda yarışan sporcuların kendi aralarındaki rekabet önemini yitirebiliyor. Bu durumda spor da felsefi olarak bence biraz yara alıyor. Zira sporcuların kendi arasında rekabet olmadan yapılan bir faaliyete yarışma/yarış demek çok anlamlı gelmiyor bana. Bu yüzden bence organizasyon komitesi bilinçli olarak, güvenliğin yanı sıra, rekabete izin vermek maksadı ile de böyle bir sınır uygulaması yapmayı tercih ediyor diye düşünüyorum.

Aşağıdaki haritada aslında elimden geldiğince meşhur siyah – beyaz tişört ikilemini anlatmaya çalıştım.

Zombie Hill'de 32.5 ayrımı

Zombie Hill’de 32.5 ayrımı

Siyah Tişört:

32. km’den sonraki 10 km’lik bölümü iki eşit parçaya bölersek, ilk 5 km’de hala asfalt üzerinden yürümeye/koşmaya devam ediyorsunuz. Eğer dereceye girmeye oynamıyorsanız, artık rekabet baskısı ortadan kalkmış olarak hareket edildiği için herkes büyük ölçüde rahatlamış oluyor.

Yarışın son 5 km’si için tahta bir kapıdan geçerek dağ etabına başlıyorsunuz. Burada zemin orta ve ufak büyüklükte kırılmış taşlar ile dolu. Çok tehlikeli bir zemin. Ayak burkmaları ve benzer sakatlıklara gebe bir yer. Özellikle de o kadar yorgunluğun üzerine en ufak bir dikkatsizliğin bedeli ağır olabilir. 5 km boyunca 1850 m rakıma kadar çıkılıyor. Çıktıkça hava da soğumaya başlıyor. En son noktada hava sıcaklığı da 0 – 2 C dereceye kadar düşebiliyor. Hava, kar yağışlı, yağmurlu, sisli veya günlük güneşlik olabiliyor. Bu tırmanış, çok zorlu olduğu için sporcuların tek başına çıkmasına izin verilmiyor özellikle bu kadar efordan sonra. Mutlaka destek ekibinden birinin yanlarında olması lazım. Ayrıca bu noktadan itibaren yukarı çıkacak herkesin bir çantası olması gerekiyor. Bu çantanın içinde:

  • Para (yukarda kafe var ve yiyecek içecek alınabiliyor)
  • Cep telefonu
  • Kafa lambası
  • Sıcak kıyafetler (yukarda kış var), uzun pantolon
  • Bere, eldiven

mutlaka olması gerekiyor. Ama işin asıl korkutucu yanı, atletlerle yukarı çıkan destek ekibi aşağıya ancak yürüyerek inebiliyor tekrar. Her ne kadar tepeye bir funikular çalışıyor olsa da kapasitesi herkesi taşımaya yetmeyeceği için, bunu iniş için sadece atletler kullanabiliyor. Destek ekibi maalesef yürüyerek inmek zorunda. Tepeye vardığınızda size çok besleyici olduğu içeriğinden belli olan betasuppe isimli bir çorba ikram ediyorlar. Sonra içerideki kafeden isterseniz bira, kahve, çay temin edip waffle veya çerez eşliğinde içebilirsiniz.

Bu tırmanışı hiç küçümsememek gerekiyor. 5 km’lik bir mesafe de olsa, eğer bir Norveçli değilseniz, ortalama 2.5 saatte çıkabileceğinizi söyleyebilirim. İniş de en az o kadar belki daha uzun sürer. Yukarı koşmak falan bir hayal. Ayrıca destek ekibinizin de yürüyerek ineceğini hesaba katmalısınız. Karanlığa kalma ihtimalleri çok yüksek. Dolayısı ile çanta içinde olması gereken zorunlu malzemeleri de küçümsemeyin. Özellikle cep telefonu hayat kurtarabilir. Bere, eldiven, mont, Türkiye’nin ağustosunda çok saçma gelse de yukarda kış hüküm sürüyor. Hatta ben çanta içeriğinde bir de düdük olması gerektiğini düşünüyorum. Kaybolmanız halinde size kolayca ulaşılabilsinler diye.

Beyaz Tişört:

Eğer 32. km’deki “cut off” a ilk 160 kişi arasında gelememişseniz buradan sola dönüp, oteller bölgesine doğru ilerliyorsunuz. Ancak bu ayrımdan beyaz finiş çizgisi tam 10 km etmediği için mesafeyi otelin otoparkında 10 tur atarak tamamlıyorsunuz.

Yine referans olması açısından koşu rotasını ve profilini de buraya ekliyorum (siyah tişört için):

Koşu rotası ve profili - Siyah Tişört için

Koşu rotası ve profili – siyah tişört için.

Genel olarak yarış ile ilgili söyleyeceklerim bunlar. Biraz alışılmışın dışında bir yarış olduğu için, bu bölümde aslında yarış ile ilgili genel bilgiler vermeye çalıştım. Norseman, hayatım boyunca unutamayacağım bir gün yaşattı bana. Tam olarak 24 saati uyanık geçirdim ve bunun çoğu yüksek efor altında geçti. Tabii ki benimle birlikte çok değerli destek ekibim de uyanıktı.

İkinci bölümde özel olarak ekipçe bu yarışa nasıl hazırlandığımız ve yarış içinde neler yaşadıklarımız ile ilgili detaylı bilgiler vermeye çalışacağım.

3 thoughts on “Kerim Çakmak Norseman 2016 Yarış Raporu Bölüm 1: Yarış ile ilgili genel bilgi”

  1. Bravo Kerim. Destek ekibinin otele yürüyerek gitmesi pek acımasız olmuş. Onlara da bitirme madalyası veriyorlar mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir