Kerim Çakmak – Ironman Turkey 70.3 Yarış Raporu

Yarışa Hazırlık ve Ön bilgiler

25 Ekim 2015 Pazar günü Türkiye’de ilk defa Ironman markası altında bir triatlon yarışı düzenlendi. Sanıyorum bu aynı zamanda ilk defa Türkiye Triatlon Federasyonu dışında başka bir organizasyonun düzenlediği bir yarış oldu. Hatta ticari bir organizasyonun diyelim. Belki de yanılıyorumdur. Galiba bir tane Riva’da mı düzenlenmişti? Ancak bu bilgiden emin değilim. Belki benim bilmediğim, gözümden kaçmış başka özel yarışlar düzenlenmiş olabilir. Eğer öyleyse affola.

Ankara ve Deniz?

Ankyra takımı olarak bu yarışa yoğun bir katılım sağladık. Yazının detayına daha fazla girmeden önce şaşkınlıktan faltaşı gibi açılan gözlerle ekranlarına bakarken “Ankara ve triatlon muu?” diye soran değerli arkadaşlara bir açıklama yapmayı kendime görev biliyorum. Bu açıklamaya neden ihtiyaç duyduğuma gelirsek, bizim takımdan bir arkadaş, yarış öncesi partide karşılaştığı denizli bir şehirden gelen başka bir yarışçıdan bu tepkiyi almış çünkü. Beni biraz yaraladı açıkçası bu olay. Ankara, her zaman hakkettiği değeri alamamış olan bir şehir. Bu, durum, denizel aktiviteler söz konusu olduğunda daha da keskinleşiyor. Gelin görün ki, bugün gerek yelken ve türevleri olan sporlara (bu konudaki cehaletimi mazur görün), sualtı dünyasına ve özellikle de konumuz olan triatlona katkıları yadsınmaz bir seviyededir Ankara’nın. Örneğin Ankara’daki yelken kulübünü bilir misiniz? Peki ya 1991 yılında kurulmuş olan Anadolu Denizcilik Kulübünü? ODTÜ İnşaat Mühendisliği’nde bir Kıyı ve Deniz Mühendisliği laboratuvarı olduğunu? Konuyu saptırmamak için bu örnekleri daha fazla artırmayım şimdilik veya bunların daha detayına girmeyeyim.
Ama şunu söylemeden geçemem: Özellikle teknik dalış konusunda bugün ülkemizde bir duayen olarak kabul edilen, geçen sene kaybettiğimiz ve kendisinin bir öğrencisi olmaktan gurur duyduğum Gökhan Türe; onun ve arkadaşlarının kurduğu, serbest ve aletli dalış konusunda olduğu kadar teknik dalış, mağara dalışı, sualtı arkeolojisi, sualtı ekolojisi, sualtı fotografi ve videografisi alanlarında da ülkemize büyük katkıları bulunan ODTÜ Sualtı Topluluğu (SAT); ODTÜ Sualtı Topluluğun’nun ilk üyelerinden, sualtı arkeolojisi konusunda ülkemizde çığır açan çalışmalara öncülük etmiş ve maalesef yine çok genç yaşta kaybettiğimiz Erkut Arcak, Ankara’nın bu alanda bizlere kazandırdığı ama kaderin de elimizden vakitsizce aldığı çok önemli değerlerdir. Tabii burada hemen Ankara’da yetişen çok başarılı serbest dalış sporcularını ve rekortmenlerini de anmak gerekir. Mesela Yasemin Dalkılıç, Şahika Ercümen gibi. Bunun yanında zamanının gayet başarılı ODTÜ triatlon takımı da tabii ki Ankara’dan çıktığı gibi, bu takımın sporcusu Eren Çelik’in vaktinde yaptığı olimpik triatlon derecesi (galiba 2002 yılında) hala Türkiye’nin en iyi derecesidir bildiğim kadarıyla. O zamanki malzemelerle bugünkü malzemeleri de karşılaştırın. Yani diyeceğim odur ki, Ankara her ne kadar coğrafi olarak denizden uzak bir şehir gibi görünse de Ankaralı, denizi içselleştirmiş, kabul etmiş ve kendini denize yakın hissetmektedir. Bu da çok yadırganır genellikle. Ankara ve deniz hiç kavuşamasa da yollarında insanların boğulduğu başka bir kent var mıdır acaba? Biz denizi burada her yönü ile yaşarız kısacası. Görmesek de dokunmasak da yaşarız. Açık su yüzmelerimizi yapmak için hemen yanımızdaki sahile inemeyiz ama bunun için sabahın 5’inde kalkıp 110 km yol gider, “yakındaki” baraj gölümüzde yüzeriz. O sebeple şaşırmayın bizi duyunca sevgili arkadaşlar, veya Ankara’dan yükselen denizel bir aktiviteye şahit olunca… Ankara, denize kavuşamamış bir şehir olsa da ilginçtir ki denizel bir çok konuda yine de öncü olmuştur.

Ironman Kimdir, Kime Denir? Yoksa Ironman Nedir mi?

Neyse konumuza dönelim, Ironman 70.3, diğer adı ile half Ironman yarışının bu diğer adını ben sevmiyorum. Önce buradan başlayayım. Ne demek “yarı” Ironman? Bitirenler yarım yarış mı bitirmiş oluyor? Tamam mesafesi, “tam” dediğimizinkinin tam olarak yarısı ama öbürünün adı da zaten “tam” değil ki. O da yanlış. Gelin önce bunu bir düzeltelim. Naçizane, 3800m yüzme, 180km bisiklet ve 42.2km koşu mesafelerinin peş peşe yapılması ile koşulan yarış, aslında uzun mesafe triatlon yarışı. World Triathlon Corporation (WTC) firmasına ait olan Ironman markası buna 140.6 diyor zira bu mesafeleri mile çevirip toplayınca 140.6 ediyor. Bunların tam yarısını yapınca ise orta mesafe triatlon koşmuş oluyorsunuz. Ironman markası da buna 70.3 diyor. Bunların dışında, triatlonda olimpik, sprint ve süper sprint mesafeleri de var. Hatta olimpik triatlon mesafesine de Ironman dilinde 5150 diyorlar. Neden olduğunu bilmiyorum ama bu noktada imperyal sistemden metrik sisteme geçiyor ve mil yerine kilometre baz almaya başlıyoruz. Herhalde o boyutta daha yuvarlak oluyor sayılar. 1500m yüzme 40km bisiklet ve 10km koşuyu birbirine ekleyince 51.5km yapıyor işte. Hayatın anlamını idrak eder şekilde aydınlanmıştım ben bunu fark edince. O sebeple her fırsatta önüme gelene bu bilgiyi kusuyorum ki benim yaşadığım rönesansı yaşasınlar.
Ironman markası da aynı selpak, kola gibi kendi markasını bir streotip olarak yaratmış başarılı bir şekilde kısacası. Uzun veya orta mesafeli herhangi bir yarış, Ironman yarışı olarak lanse edilebiliyor. Halbuki biri ticari bir marka, diğeri de bir sporun alt disiplini. 5150 bunların arasında, dış kapının mandalı olmuş maalesef.

Ironman Gloria Turkey 70.3

O zaman yeri gelmişken hemen belirteyim, 25 Ekim 2015 tarihinde Antalya Belek’de Ironman tarafından Gloria ve CNN Türk ana sponsorluğunda gerçekleştirilen orta mesafe triatlon yarışına katılan, katılmak isteyen, katılamayan ama bunun için çalışmış, antrenman yapmış olan herkesi tebrik ediyorum. Şansı yaver gidip de bitirenleri ise biraz daha fazla tebrik ediyorum tabii. Herkesin kendini start çizgisine getirene kadar yaptığı herşey, saygıya değer çabalar. Özellikle bu mesafeyi ilk defa deneyecek olan herkes için bu, kat be kat daha değerli. Can-ı gönülden tebrik ediyorum. Bizim takım, Ankyra da bu yarışa iyi bir motivasyon ve kalabalık bir şekilde hazırlandı ve katıldı. Ne mutlu ki eksiksiz olarak da tamamladı. Triatlon her ne kadar bireysel bir spor olsa da takım olmanın ne kadar önemli ve değerli bir unsur olduğu burada da kendini gösterdi. Bizim takım nispeten genç bir takım (kendisi genç ama içeriği ihtiyar). Daha 1 yıllık bir geçmişimiz var takım olarak. Diğer takımlara bakınca mesela Maratonist, Ares gibi, daha oturmuş süreçleri uyguladıklarını gözlemliyorum.

Ankyralar, Ilk Uzun Orta Mesafeler

Bu sene, Ankyra takımında ilk defa triatlon yapacak olan birkaç arkadaşımız vardı. Hatta bazı arkadaşlarımız, ilk triatlon tecrübesini Gloria Ironman 70.3 yarışı ile yaşayacaktı. Ben burada bir beis görmüyorum. Yani insanın ilk triatlon yarışını orta veya uzun mesafe olarak koşması çok absürd değil. Bunu neden söyledim? Çünkü, bu duruma eleştirel bir yaklaşım yakaladığım oluyor zaman zaman rastladığım yorumlarda veya konuştuğum kişilerde. Sanki daha kısa olan mesafeler daha kolaymış ve önceden orada tecrübe kazanmalıymış insan gibi bir anlayış benimsenebiliyor. O zaman sormak istiyorum ne yapsın bu ilk defa triatlon koşacak kişiler? Önce sprint, orada tecrübelenip olimpik, sonra da orta ve uzun mu? Halbuki bunlar birbirinden o kadar farklı disiplinler ki. Birinde edindiğiniz kazanım diğerinde hiç bir işinize yaramayabilir. Örnek vereyim: Sprint veya olimpik triatlonda özellikle yüzmeden bisiklete geçiş sürecinin hızla yapılması çok önem arz eder. Bunun sebebi, yüzmeden birlikte çıktığınız ve muhtemelen fizik kondisyon olarak yakın olduğunuz grubu bisiklet üzerinde kaçırmadan onlara takılabilmek ve deryallerine girerek bisiklet etabını bu grupla tamamlayabilmektir. Başta kaçırırsanız bir daha yakalamanız çok zor çünkü bu grubu. Ama özellikle Türkiye’de sprint ve olimpik triatlonda serbest olan deryal (yani drafting), genel olarak orta ve uzun mesafe yarışlarında yasaktır. O sebeple orta ve uzun mesafe yarışlarında değişimde, kimseyi yakalamak için acele etmenize gerek olmaz. Sprint ve olimpik mesafede grupla birlikte bisiklet çevirdiğiniz için çok daha dikkatli ve tecrübeli olmanız gerekirken, orta ve uzun mesafe yarışlarında tek çevirmeniz gerektiği için kaza riskiniz daha azdır. Genel olarak sprint ve olimpik triatlon yarışları çok fazla U dönüşü içerdiği için nispeten düz olan orta ve uzun mesafe yarışlarına göre çok daha tekniktir. O zaman şunu söylemek sanki daha doğru gibi; tecrübe gerektiren yarış aslında orta ve uzun mesafe değil daha teknik olan sprint ve olimpik yarışlardır. O sebeple ilk yarışı orta ve uzun mesafe olarak seçmekte bence hiçbir sakınca yoktur. Orta ve uzun mesafe yarışlarındaki tecrübeye dayalı tek handikap bence yarış stratejisi ve beslenme ile ilgilidir. Bu handikapın da da sprint ve olimpik yarış koşularak aşılabileceğini pek düşünmüyorum.

Konuya döneyim yavaş yavaş: Sene başında yaptığımız dernek genel kurulunda triatlon takımımızın yarış takvimini de oluşturduk. Ne yazık ki gerek iş, aile ve spor dengesinin korunmasının sonucu gerekse de triatlon federasyonunun yapmak zorunda kaldığı tarih değişiklikleri sebebi ile beklediğimiz takvimi neredeyse hiç gerçekleştiremedik. Ama takım olarak herkesin bireysel hedefi olan 25 Ekim’deki yarışa neyse ki konsantre olabildik. Bu, bireysel hedeflerin takım olarak nasıl kovalanacağına yönelik güzel bir egzersiz oldu bizim için. Bu doğrultuda çeşitli bilgilendirme toplantıları yaptık. Takım üyelerine özel bir forum oluşturduk bilgi paylaşımlarını ve soru cevapları buraya yönlendirdik. Böylece gelecek için de faydalı olacak bir bilgi bankası oluşturmaya başlamış olduk. Aslında Ankyra Spor Kulübü bünyesinde faaliyet gösteren 3 takım var. Triatlon takımı bunlardan sadece biri. Diğerleri koşu ve bisiklet takımı. Daha yüzme takımının kurulması için çalışmalara başlamadık. Yukarda saydığım faaliyetleri de sadece triatlon takımı özelinde sınırlandırmadık. Şimdilik konumuz triatlon olduğu için bu şekilde, triatlon özelinde anlatıyorum.
Benim hedef yarışım aslında bu sene Barselona’daki uzun mesafe yarışı olacaktı. Ancak bu yarıştan 1 gün önce ateşlenip hasta yattım. Buna rağmen yarışta start aldım ama ortasında kendimi kötü hissettiğim için yarışı terk ettim. Dolayısı ile odağımı 3 hafta kala Gloria yarışına kaydırdım. Bu yüzden bu yarışa özel uzun süreli bir odaklanma yapmadım. Sadece son 3 hafta yarışın parkuru ve lojistiği konusuna eğilebildim. Bu yazının konusunu da böylece yarış öncesi ve sırası olarak sınırlandırmış oldum. E başlayalım o zaman.

Bu Yarışın Sosyal Değerlendirmesi:Bravo

300’den fazla kişilik bir sporcu kitlesi Türkiye’den veya daha doğru deyimle Türk olarak katılmış. Herhangi bir siyasi mesaj vermek için böyle söylemedim. Türk olarak katılmış diyorum çünkü yurtdışında yaşayan Türkler arasında da bu yarışa bayağı bir ilgi olmuş gördüğüm kadarıyla. Tanıdıkları görmek selamlaşmak hoş beş etmek ve tanımadıklar ile de tanışmak için güzel bir fırsat oldu bu sayede. 300-400 kişilik amatör Türk sporcu kitlesinin katıldığı uluslararası özel bir yarış olarak bence bu etkinlik bu spora çok büyük bir katkı sağladı ve bu sporun Türkiye’de yaygınlaşması için çok önemli bir işlevi yerine getirdi. Sadece bu açıdan bile çok tatmin edici bir işti. Hah… Şimdi Türkiye Triatlon Federasyonu’na bir çağrıda bulunmak istiyorum. Triatlon yarışları için genellikle “yarışma” gibi bir terim kullanıyorlar. Bunu bir değerlendirebilir misiniz değerli yetkililer, eğer okuyorsanız? Yani “Yarış” mıdır bu, “Yarışma” mıdır? Belki ufak bir ayrıntı ama bence önemli. Benim bildiğim kadarıyla, “yarışma” bir jüri tarafından değerlendirilen ve rakiplerin çabalarının puanlandırılması ile sıralamalarının yapıldığı ve kazanın bu puanlar vasıtası ile belirlendiği bir etkinlik iken, “yarış” ağırlıklı olarak sportif bir faaliyet sonucu herkesin eşit koşullarda başlayarak fiziksel performanslarını ortaya koyup diğer rakiplerinin önüne geçmeye çalıştığı kazananın puan sistemi ile değil, fiziksel sıralama ile belirlendiği bir etkinlik. Örnek vereyim bari. Zira anlatamadım. Bilgi yarışması, yemek yarışması gibi. Öte yandan, koşu yarışı, yüzme yarışı, bisiklet yarışı. Yahu, bunlar yarış da triatlon neden yarışma?

Minik Bir İğne

Hadi madem açtım ağzımı yumdum gözümü, buradan biraz daha devam edeyim. Bu sene yarış hazırlığı yapan takım arkadaşlarım arasında özellikle ilk defa bu tip bir mesafe koşacak olanların özelinde bir davranış geliştiğini gözlemledim. Bu davranış, kendine güvensizlik veya kendi kapasitesinin farkında olmayarak bu yarışta yapabileceğinden çok daha azını kendinden beklemek şeklindeydi. Bunun çok yaygın olduğunu söylemeliyim. Tabii insan bilinmez bir alana gireceği zaman biraz çekingen olabilir biraz kendini bu doğrultuda sakınabilir ama benim gördüğüm bundan çok daha fazlasıydı. Ben bunun sebebinin hem Ironman markasının kendi yarışlarını “çok zor”, “imkansız” (hele bu imkansız pompalamasına çok kızıyorum), “bitirilmesi ancak insanüstü çaba ile olabilir” gibi saçma fikirleri pompalamasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum; hem de sosyal medyadaki forumlardaki paylaşımların bunu desteklediğine inanıyorum. Uzun mesafe triatlon bitirmiş bir kişi tabii ki de büyük bir iş yapmıştır ancak genel olarak sosyal medyada bu yönde yapılan paylaşımların sanki biraz abartılı yönleri oluyor. Sonuç olarak bu bir spor faaliyeti. Bir yıl boyunca hazırlanırsın, ona göre antrenman yaparsın ve gider yarışını koşarsın. Şansın yaver giderse de bitirirsin. Bunu dünyada senede belki 10000 belki 20000 kişi yapıyor. İstatistiklere hakim değilim ama Ironman’in sadece her yarışına ortalama 2000 kişinin katıldığını düşünürsek çok da abartı değil herhalde. Hadi 2000 olmasın 1500 olsun. Hala abartı değil. Ironman haricinde de bir sürü başka uzun mesafe yarışı da var bu arada. Kaldı ki bunun adı yarış. Orada yarışmalı insan. Ama katılanların çoğu yarışmaya değil bitirmeye gidiyor. Bunu eleştirmiyorum ama benim anlayışımda bir yarış, yarışarak koşulur. Bu yazdıklarımın Gloria yarışı ile alakası yok ama yeri gelmişken yazmak istedim. Bazen fazla abartılmış paylaşımlardan rahatsızlık duyuyorum ama harcanan çabaya ve emeğe de sonuna kadar saygı duyuyorum. İnsanların kendi başarıları ile gurur duymaları sonuna kadar hakları sonuçta. Bu sevinçlerini paylaşmaları da. Kimse bunlara birşey diyemez. Onlara lafım yok aslında. Lafım sadece bu işi ilk defa yapacak olan ve yapacağı şeyden gereğinden fazla korkup çekinenlere. Korkmayın çekinmeyin. Dediğim gibi senede onbinlerce kişi yapıyor bunu.

Aslında çok yazı yazmam sosyal ortamlarda paylaşım yapmak için ama yazınca da herşeyi biriktirmiş oluyorum böyle ne bulsam dolduruyorum yazının içine. Sosyal değerlendirmeyi tamamlayayım bari, bence çok olumlu bir etkinlik oldu bu açıdan. Özellikle bu sporu kitlelere ulaştırmak, yaygınlaştırmak ve bilinirliğini arttırmak için çok yerinde bir adım oldu. Bu iş ne kadar bilinirse biz bu işe gönül veren amatörlerin işi o kadar kolaylaşacak. Bakarsınız birgün, bir bisikletin kaç bastığı, kaç para olduğu gibi sorulardan bile kurtulmuş oluruz.

Bu Yarışın Organizasyonunun Değerlendirmesi

Hemen bunu alt başlıklara ayırayım.

Halk, Kolluk Kuvvetleri, Mülkü İdari Amirlik

Bisiklet parkuru boyunca yoldaki köylerdeki kasabalardaki halk çok ilgili ve destekleyiciydi. Çok güler yüzle, dikkatle ve ilgiyle takip ettiler yarışı. Bunun yanında polis ve jandarma da çok olumlu ve ilgiliydi. Kaymakam ve Vali belli ki bu işe çok önem vermiş. Gayet yeterli sayıda, kritik noktalarda çok iyi görev yaptılar gördüğüm kadarıyla.
Koşu sırasında bazı arabaların yol kapanmış olduğu için protesto kornaları çaldığını duydum. Yabancılara çaktırmayalım. Onların bize kornaları ile destek verdiklerini sansınlar ama için için de diyelim ki “yuh”!!!.

Organizatör

Organizatör olarak sanıyorum Gloria’yı tebrik etmek gerek. Diğer organizatörleri bilmiyorum. Bu konuda kendilerine eleştirim var. Kendilerini biraz arka planda tutmuşlar. Gloria’dan başka kim vardı diye dönüp bakmam lazım. Ama önemli olan aklımda kalmamışlar işte. Çok büyük emek verdikleri halde bunun görünür olmaması kendi zararlarına. Benim de hafızamın zayıflığı etkin tabii burada ama eğer burayı okuyorlarsa kusuruma bakmasınlar hatırlayamadığım için.. Bunun dışında, aksaklıklar vardı; olmamasına imkan yok. Bunları ayrıca organizatörler ile paylaşmamız gerekiyor ki seneye düzeltilebilsin. Gloria Sports Arena yarışın bitiş noktası, ikinci değişimin yapıldığı yer ve exponun, kayıtların yapıldığı alandı. Hayran olunacak bir tesis. Özellikle yarışın stadyumda bitmesi çok keyifliydi.

Ironman

Bir de tabii ki yarışın düzenleyicisi WTC ve Ironman. WTC, kurumsal bir şirket. Belli standartları var ve bu standartları gayet güzel uyguladıkları için bütün yarışlarında belli bir kaliteyi tutturuyorlar. Bundan sakın çok beğendiğim anlaşılmasın. Sadece gerçekleri söylüyorum. Her yarışta program bellidir. Brifingde ne konuşulacağı bellidir. Yarışın öncesi ve sırası ve sonrası süreçleri hep aynıdır. Bazı ufak düzeltmeler bulunulan bölge ve zamana göre değiştirilebilir tabii. Yine de organizasyonları çok profesyonel ve şov işini çok iyi beceriyorlar. Yarışa girecek olanları gayet güzel motive edip çok güzel bir deneyim yaşatarak evlerine yollamaya çalışıyorlar.
Bu yarışın, Avrupa’daki bütün yarışlar bittikten sonraki en son yarış olması biraz sıkıcı aslında. Kimsede yılın bu zamanı için motivasyon kalmıyor. Ama biraz daha erken olsa bu sefer de sıcaktan kıpırdanmaz ki o bölgede. Bilemedim bu konuda yapacak çok birşey yok gibi.

Gönüllüler

Ve gönüllüler… Ahh gönüllüler.. Yarışın gerçek kahramanları. Bu kadar güzel insan bir arada canını dişine takmış uğraşıyor. Çok harikasınız. Ben bu kadar kalabalık ve istekli bir ordunun toplanabileceğine ihtimal vermiyordum. Koşarken istasyonun başındaki süngerlerden almaya çalıştım. Tempom yarışın sonunda olduğu için biraz yükselmişti 4:30 falandı. Bir başka yarışçı önümü kesti, alamadım süngeri. Yavaşlamadım da ilerden alırım diye. Aaaaa bir baktım adam koşuyor arkamdan süngeri yetiştirmek için. Vallahi durup aldım süngeri. Gönüllüler çok iyilerdi. Onları motive eden böyle bir organizasyonda görev almak ve bir parçası olmak idi sanıyorum. Federasyon yarışlarındaki gönüllüler de dahil olmak üzere bugüne kadar yarışlarda yardım istasyonlarında görev alan tüm gönüllülere vesile ile teşekkür etmek lazım.

Teknik Değerlendirme

Bunu kısmı biraz daha dikkatlice ele almak lazım. Yarışı safhalara ayırıp öyle değerlendirsem daha iyi olacak gibi sanki.

Yüzme Start

Yarışa “Rolling Start” olarak başlamak çok iyi olmuş. Gerçekten dedikleri gibi suya giriş anındaki kalabalığın yarattığı stres sıkıntı kalmıyor ve yüzme de çok rahat geçiyor. Rolling Start denilen mevzu her katılımcının yüzmeyi tamamlayacağı süreyi kestirip ona göre bir kesite geçmesini esas alıyor. Yarışçılar, kıyıya enlemesine dizilmiyorlar. Onun yerine uzun ince, derinlemesine bir hat oluşturuyorlar. Yüzme derecesine göre hızlıdan yavaşa doğru sıralanan yarışçılar, suya teker teker veya ikişer ikişer bırakılıyor. Tabii yüzme başlangıcı da çiple okunduğu için herkes farklı zamanlarda start almış oluyor. Yarışın sonunda ben birini geçmiş oluyorum ama belki o benden 5dk sonra başladığı için sıralamada benim önümde olabiliyor. Kısaca bu yöntemde yanındaki ile tam olarak yarışmış olmuyorsun ama yüzmedeki stresi ekarte etmesi ile oluşan olumlu not, buradan kaybettiği notu karşılıyor bence.

Yüzme

Kerim Australian Exit
Su çok bulanıktı. Buna yapacak hiçbirşey yok tabii ki. Öyle bir bulanıklık ki insan elini dahi göremiyordu kulaç atarken. Bu da tabii ki stres katsayısını yükselten bir faktör. Bir önceki gün dalgadan dolayı suya girmek bile çok güçtü. Neyse ki gece hava dönmüş anlaşılan, pazar sabahı sakindi deniz. Yarışta bir kişi boğulma tehlikesi geçirmiş. Ben görmedim sonradan duyduğum bu. İlk yardım ve güvenlik ekipleri biraz geç müdahale edebilmiş. Bunları yine duyduklarıma istinaden söylüyorum. Suyun sakin olmasına rağmen bence dubalar yeterli değildi. Çoğu zaman dubaları takip etmekte zorlandım. Birçok arkadaşım zikzaklar yapmak zorunda kalmış yönlerini iyi tayin etmediklerinden ötürü. “Australian Exit” olarak isimlendirilen bir yöntem uygulandı ayrıca yüzmede. Bu yöntemde, yüzme etabı ikiye ayrılıyor. Arada karaya çıkıp tekrar suya girilmesi gerekiyor. Ancak karaya çıkış, minicik bir tur atıp tekrar suya giriş nabzı zorlayan hareketler. Burada birçok yarışçının yürüdüğünü gördüm. Ben koşarak herhalde bir 20 kişi geçmişimdir sadece bu sekansda. Bu yüzmeden çıkıp koşmaya başlayabilmeyi imkanlı kılabilmek ve rahat gerçekleştirmek için antrenmanlarda havuzda mesela yüzüp üzerine koşmayı tavsiye ederim. Yüzmeden bisiklete geçiş sırasında da faydalı olur. Bu sene bir antrenmanda uyguladığım bir örnek vardı mesela bunun için: 4x600m yüzecektim yüksek tempo. Bunu açık suda yaptım. Her 600’de karaya çıkıp 15-20m koşup tekrar suya atlayıp bir sonraki 600’ü yaptım. Çok faydalı oldu. Bu tip uygulamalar için yarışa yakın zamanlarda benzer antrenmanlar yapmayı tavsiye ederim.

Wetsuit çok gerekli değildi yüzmede. Hatta ben bilinçli olarak unutmuştum wetsuitimi evde … Cuma akşamı aklıma düştü son bir gayret Cumartesi sabah yola çıkacak ekibe bir sordum yarım ağızla getirebilirler mi diye. Getirseler de giyip giymeyeceğimden emin değildim. Hatta denizin durumu öyle bir çılgındı ki yüzme etabını iptal edebilirler zaten büyük ihtimal diye bile düşünüyordum. O sebeple wetsuiti çok zorlamadım. Su sıcaklığı da zaten tam sınırdaydı. Neden olduğunu anlamadım ama Pro sporculara yasaktı fakat yaş gruplarına serbestti. Ben wetsuitsiz yüzdüm. Gayet iyi ve rahat geçti.
Yüzmede GPS takmadığım için saatten ölçmedim ama diğerlerinin GPS verilerine baktığımda yüzme biraz kısaymış sanki.

Bisiklet

Kerim bisklette
Geldik zurnanın zırt dediği yere. Bütün yarışın en kritik olan kısmı hep bisiklet kabul edilir. Aslında bir bakıma öyle ama bu sporu yekpare düşünmek gerekir. Bu başka bir yazının konusu olabilir. Şimdilik ben bisikleti alt başlıklar altında değerlendirmeye çalışayım.

Parkur

Parkur muhteşem. Çok keyif aldım. Bunun tek sebebi çevrenin güzel olması v.s. değil. Şunu belirtmeliyim ki Aspendos’un önündeki taş köprüden geçerken tüylerim diken diken oldu. Bir sürü yabancı katılımcıya bu güzellikleri gezdirdik ve onları önemli bir spor organizasyonunda misafir ederken bu tip tarihi ve kültürel önemi olan mekanlardan geçirdik diye garip bir gurur kapladı içimi. Parkurun ilk kısımları düz ve nazikti (popomuza çok nazik davrandı) ama sonra içeri doğru girince doğa gittikçe sertleşmeye ve yol da o oranda kıvrılmaya başladı. Özellikle dönüş yolunda parkur bence teknik beceri gerektiren bir hal aldı. Benim bisiklet tekniğim o kadar iyi değildir; yavaşlamak zorunda kaldım. Hatta özellikle virajlarda bir iki defa uçuyordum yoldan dışarı. Bir defasında bayağı ciddi gidiyordum. Parkur üzerinde yağmurdan kalan çamurlu kısımlar vardı. Buralarda Jandarma, Polis çok iyi görev yaptı. Bisikletlileri yavaşlattı, dikkat çekti v.s. Ancak yine de düşenler oldu ki olmaması da imkansız.
Parkurun belli yerlerinde aerobar ve geçiş yasağı vardı. Bunlar bence çok net belirtilmemişti. Birkaç yerde yasağın başladığı değil bittiği noktaları gördüm. “Haa demek burada aerobar yasakmış” dedim. Hatta geçişe yasak olan bir yerde bir kişiyi geçmiş olabilirim. Emin değilim. Maalesef bu konuda işaretlemeler yeterli değildi. Bisiklet parkuru ne dümdüz, ne ful virajlı ne de çok inişli çıkışlıydı ama hepsinden yeterli ölçüde vardı. Düzlükse düzlük, virajsa viraj, rüzgarsa rüzgar, iniş çıkışsa iniş çıkış… Herşey vardı yani.
Parkur üzerindeki istasyonların yerleşimi ve içerikleri gayet güzeldi. İstasyonları hızlı noktalara koymamış olmaları da ayrı bir iyilik. Yardım almak bayağı kolay olmuş.

Zemin

Bu yarışın yumuşak karnı bence zemin. İlk 20 – 30km çok güzel bir zeminde geçti. Ancak içeri girip de Köprülü Kanyon’a doğru ilerledikçe zeminin azizliği kendini göstermeye başladı. Gerçekten zor bir zemindi. Yer yer serbest mıcırlar tehlike de yaratabiliyordu. Çok dikkatli olunması gereken bir yol bence. Zeminin bozuk olması ayrıca sürati de etkiliyor tabii olumsuz olarak. Dönüş rotasında bazı yerler yeni asfaltlanmış hatta galiba sırf bu yarış için asfaltlanmış. Eğer öyleyse bravo doğrusu. Bozuk zeminde sanıyorum 30-35km kadar gittik. Sonra tekrar güzel asfalta geldik. Yarışın zeminine düşük not veriyorum genel olarak. Popom uyuştu resmen sarsılmaktan. Seneye bir şekilde burada asfalt düzelirse dört dörtlük olur bu yarış.

Hak Hukuk Gak Guk

Bu konunun içine draft giriyor, sportmenlik giriyor, cezalar ve hakemlik mevzuu giriyor. Yarışta duyduklarım çok fazla draft yapılmış olduğu yönündeydi. Yolun biraz dar olması bu durumu bazı noktalarda kaçınılmaz kılıyor. Yine de genelde çok felaket draft görmedim. Yarışçı sayısı 1300 olunca ortalık çok kalabalık olmuyor, ama hayaller gerçek olur da bu yarış 2000 – 2500 kişilere doğru evrilirse o zaman bu yol draft açısından tam bir rezalet olur.

Draft konusunda kişisel fikrimi paylaşmak istiyorum müsaadenizle bu yarıştan bağımsız olarak. Bence WTC firması Ironman markası altında yaptığı yarışlarda drafta karşı hatta engellemek istiyormuş gibi görünen ama içten içe ve gizliden gizliye destekleyen bir politika güdüyor. Günahları boyunlarına ama ben böyle bir yaklaşım seziyorum. Veya belki de istiyorlar ki sporcular kendi kendilerini kontrol etsinler draft yapmasınlar. Ama draft yapıldıkça, yarışın hızı artıyor yani bitirme sürelerinin ortalaması düşüyor. Ben hatırlıyorum kendime ilk yarışımı koşacağım bir parkur seçerken ortalama bitirme sürelerini karşılaştırıyordum. Bu, Ironman yarışlarının tercih edilebiliritesini artırıyor. Hem insanlar yarışlarda nispeten daha az acı çekiyorlar hem de bisiklet zamanları gözle görülür şekilde az çıkıyor. 30-32km/h ortalama beklediğin kişilerden bir bakıyorsun 35-36km/h ortalama çıkmış. Örneğin bazı parkurlar var bakıyorsun, uzun mesafede adamın bisiklet süresi ile koşu süresi tıpa tıp aynı. 4.5 saatte bisikleti bitirip 4.5 saatte koşuyu tamamlamış. Belki sorun yaşamıştır diyorsun ama sorundan da bahsetmiyor kısa yazdığı bir yazıda. İlginç yani. Neyse ben de kabul ettim artık temiz yarış istiyorsan Ironman yarışı koşmayacaksın arkadaş. Orada draft oluyor çünkü. Kaçış yok bundan. O sebeple bu yarışta çok draft oldu, hakkımız yendi v.s. bunları tartışmayı çok gerekli görmüyorum. Bu konuda firma pek birşey yapmıyor çünkü. Mesela bu yarışta hakemler ortalıkta dolaşıyordu bir tanesinin bile gruplara düdük çaldığını dahi duymadım. Kimseye kart gösterildiğini sanmıyorum. Tekrar ediyorum, bu durumun artık genel bir durum olduğuna inanıyorum. Bundan sonra “ah vah draft oldu zart zurt” diye söyleneceğime artık Ironman markası ile yarışmamaya karar verdim. Türkiye’deki yarışı bundan ayrı tutuyorum. Ama yurtdışına gidip Ironman yarışına katılmam artık.

Bu konuda son bir söz söyleyeceğim. Eşşek yükü ile para veriyoruz bu yarışlara. Bu paranın karşılığı olarak tek bir dileğim var, temiz yarış. Benim hakkımı korumak zorundalar. Bir kişiyi bile gözden kaçırma lüksleri yok. “Naapalım çok kişi var. Hepsini nasıl kontrol edelim” diyorlarsa almayın kardeşim o zaman o kadar kişi yarışa. Eleman yok diyorlarsa tut kardeşim eleman. Ama benim haklarımı korumak senin görevin eğer oraya hakem diye bir adam koyuyorsan. Madem ki bu ticari bir faaliyet. O zaman aldığın paranın karşılığını vermek zorundasın. Gerisi boş. Yok otokontrol yok şu yok bu, geçiniz bunları.

Koşu

Kerim koşarken
Koşunun yapıldığı rotanın mutlaka değişmesi lazım. Çok kötü olduğu için değil ama etrafta çok daha güzel rotalar olduğu için. Yine yardım istasyonları yeterli ve düzgün yerleştirilmişti. Bir istasyonda su bitmiş olduğunu duydum ki yarışın sonlarında da değilmiş. Görmedim ama güvenilir kaynaktan duydum. Bu fena.
İstasyonlar yolu çok daraltmıştı. İstasyonlarda yavaşlamadan geçmek niyetinde olduğum halde bazılarında önümdekilerin yavaşlaması yüzünden yavaşlamak zorunda kaldım sıkışıklıktan dolayı geçemediğim için.

Koşuda toplam 5-6 km çok güzel bir parkın içinden geçti. Bu parka giriş ve çıkış yolun altından geçen bir menfezin içinden geçilerek yapılabiliyor. Burada kısa ama dik bir yokuş çıkmak ve inmek lazım. Menfezin zemini taş ve taşlar da ıslak olduğu için inişlerde düşmek olası. Çok dikkatli inmek gerekti. Koşu da dümdüz değil. Özellikle parkın içinde de iniş çıkışlar var ama rahatsız etmiyor. Gloria Sports Arena’nın içine girmeden önce ve çıkışta Belek’in içinden koşuluyor bir süre. Orada da zemin taşlık.
Ama koşunun en vurucu tarafı hem başta hem tur dönüşünde hem de sonunda Gloria Sports Arena’nın stadından geçilmesi. Ambiyans çok güzel. Motivasyon depolarını doldurup tekrar çıkıyorsunuz. Bir 10k koşup geliyorsunuz.

Ah şu parkuru biraz daha güzel bir yerden geçirirlerse tam süper olacak.

Ankyra’nın Değerlendirmesi

Logo Önünde Toplu Olarak
Yukarıda da belirtmiştim Ankyra bu yarışa 12 kişilik bir kadro ile katıldı. Tabii yarış öncesinde, sırasında ve sonrasında bize çok yardımcı olan destek ekibimizi de düşününce 17 kişiydik aslında. Daha önce katıldığımız orta mesafe yarışı, 2015 Mayıs’da Türkiye Triatlon Federasyonu tarafından Antalya’da düzenlenmişti. Bu yarışta genel olarak 40-44 yaş grubunda katılım göstermiştik. O zaman yazmıştım ki bizim takım genellikle yaşlı bir ekipten oluşuyor diye. Bu yarışta demografi biraz değişti. Aşağıdaki tabloda yaş gruplarına göre toplam yarışı bitiren sporcu sayısını Ankyra’dan katılım oranına göre dağılımını göstermeye çalıştım. Bakalım seneye bu tablo nasıl değişecek. Umarım ki özellikle gençlerde daha çok artan bir grafiğimiz olsun.

Yaş grubu Katılımcı sayısı Tamamlayan Sporcu Sayısı %
18-24 1 26 3,8
25-29 0 82 NA
30-34 3 154 1,95
35-39 2 154 1,29
40-44 5 120 4,16
45-49 1 112 0,83

Ankya takımı ile ilgili olarak daha önce yayınlanmayan bir yazıda şöyle yazmıştım. Bu sefer yayınlamak ve tekrar bu vizyonu hatırlatmak adına yinelemek isterim:

Çoğumuz sahip olduğumuz spor geçmişine, sevdasına ve tutkusuna sıkı sıkı sarılıyoruz. Ankara’nın bozkırında bu sporu yapmak, yaşatmak için çabalıyoruz bizler. Biraz geç yaşta aklımız başımıza geldi veya başımızdan gitti ama bizim asıl vizyonumuz bireysel olarak gittiği yere kadar bu işi yapmak değil. Asıl gerçekleşirmek istediğimiz vizyon, triatlonu burada (Ankara ve çevresinde) sevdirmek, yeni nesillere bu zor sporu yapma isteğini aşılamak ve bu bölgeden başarılı, daha da önemlisi, sağ duyulu, topluma ve çevreye duyarlı faydalı sporcular çıkarmak. Çünkü spor insanı hem bedenen eğitir hem ruhen serpiltir. Bizim toplum olarak paylaşmaya, bireysel başarımlarımızı topluma mal etmeye, toplumsal başarımlardan kıvanç duymaya ve dahil olduğumuz topluluğu yüceltmek için çalışmanın erdemine inanmaya ihtiyacımız var. Bu amaç doğrultusunda eğer katıldığımız bu yarışlarla ardıllarımıza örnek olabiliyorsak, bir nebze bile olsun feyz kaynağı olabiliyorsak yaşımız gereği yaşadığımız her türlü sakatlığın verdiği ızdıraba kat kat değer diye düşünüyoruz.

2 thoughts on “Kerim Çakmak – Ironman Turkey 70.3 Yarış Raporu”

  1. Abi ellerine sağlık. Ankyranın en genç üyesi olarak büyük bir zevkle okuduğum bu yazi icin sizlere tesekkur etmek isterim. Aydınlatıcı ve yol gosterici bizler için 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir