İznikUltra 2014 42K Yarış Raporu

Koşan ve yazan Murat Akın…

İznik’e ilk gelişimdi bu ve yolculuk sırasında anladım ki Türkiye’nin neresinden gelirseniz gelin gitgide yeşile boğularak giriyorsunuz kente. Ben Ankara bozkırından başlayınca yola etkisi daha yüksek oldu üstümde haliyle. Hem manzarayı izledim hem de peşimizde yağmur bulutlarıyla İznik’e yaklaştıkça, koşuda üstüme kat kat neler giysem diye kurdum kafamda bir yandan. Bir haftadır takip ettiğimiz hava durumu ısrarla ertesi gün yağmur altında koşulacağına ikna etmişti.

İznik’e girişten sonra fuar alanında tanıdık yüzlerle karşılaşıp hemen her organizasyonda bir araya gelen kemik kadro arasında olmak koşu öncesi çok keyif verdi her zamanki gibi. Malzeme kontrolü ve kayıt pürüzsüzdü. Caner ve Macera Akademisi ekibine teşekkürler, hafta sonunun başından sonuna kadar verdikleri güven sayesinde sadece koşmayı düşünüp başka bir şeye kafa yormamız gerekmedi.

Yarış sabahı başlangıç noktasına yürürken koşunun güneş altında geçeceği belli olmuştu. Üzerimden birkaç parçayı çantaya atıp çizginin arkasında yerimi aldım. Nereden ne zaman geçerim ya da ne zaman bitiririm diye hiç çalışmamıştım öncesinde. Tek düşüncem bacakları yokuş yukarı olabildiğince koruyup, inişte dizleri fazla zedelemeyecek bir teknikle frenleyerek inip bitişi görmekti. Bu nedenle bir grupla yan yana başlamak yerine kendi tempomu kendim belirlemek istedim. İşler yolunda giderse yakalayabileceğimi düşündüğüm isimler hep göz takip mesafesinde kalınca tırmanış başlangıcı moralim yükseldi. Yer yer yürüyerek, yer yer koşarak tırmandıkça tırmandık.

Yaklaşık 700m kazanımdan sonra karşıda Uludağ, solda yeşil çayırlar ve sağda göle tepeden bakış, tempo hedefinin, yorgunluğun ve mesafenin önüne geçti. Ağzım açık, aval aval bakınarak koştum o bölümleri hep. Beslenme planım 15k’dan başlayıp sonrasındaki her 10k’da birer tane jel almaktı. Başlangıçta her üçü de aynı aromalıyken Ceren’le başlamadan yaptığımız değiş tokuş sayesinde olası bir mide bulantısından kurtuldum. Ceren’e koca koca teşekkürler, çok lezizdi 🙂

Bir süre sonra mesafe takibini bırakıp daha ne kadar tırmanış var diye sadece kazanımı izlemeye başladım saatte. Kendimi 1000m tırmandıktan sonra inişe başlayacağıma hazırladığımdan, “eee çıktık işte 1000m’ye hadi inelim artık” diye düşündüm hep saatte 1150m’yi görene kadar. Aykut’un sonradan anlattığı gibi saat ölçümünde 10%~15% arası bir yanılma olasıymış meğer.

Ve Müşküle Köyü gelir sonra. Jellerin, suyun yapamadığını teyzelerin, çocukların alkışları yapıyormuş. O köyden uçarak geçtim. O teyzeleri yanıma alma şansım olsa bütün yokuşları koşarım ben 🙂

Böyle bir parkurda işaretlemeler çok iyiydi. Gündüz başlayan grupta koşanlardan hemen hemen hiçbir şikâyet kulağımıza gelmedi.

En yıpratıcı bölüm ise sert asfalt yolda yapılan inişti. Göl seviyesine indiğim anda bacaklar en ufak eğimde bile yürümeye ihtiyaç duyacak kadar yorgundu. Bitiş öncesindeki son ufak tırmanışa kadar olan, göl kenarındaki düzlüğü, Mert’in arkasında, atak yapmak aklımın ucundan bile geçemeyecek kadar bitik yürüdüm/koştum.

Yorulmuş ama mutlu bitti. Seneye aynı yerde AYNI mesafede görüşmek üzere 🙂

Not: Aynı yarışta ve aynı parkurda koşan Mert Derman’ın yarış raporunu kendi sitesinde okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir