Geyik Koşuları Mart 2014 28K Yarış Raporu

Koşan ve yazan Burak İlter

Öncelikle yarışa sakat başlamak zorunda kaldığımı söylemem lazım. Yalnız sakatlık koşuyla ilgili değil, Cumartesi günü oğlum Derin’le oynadığımız bowlingde sağ trapezin zorlanması nedeniyle boyun tutukluğu gelişmesi. Patika koşularında bu tip şeyler etkiliyor çünkü ince yollar, ani dönüşler var. Görüşün iyi olması gerekiyor. Boynum ısınınca biraz idare etti ama zaman zaman beni zorladı gerçekten. Sarsıntıya da gelmiyor malum bu tarz şeyler.

İkinci olarak vurgulamam gereken nokta, yarışa yarış anlamında hazırlanmadığım. Yani taper, dinlenme filan sıfır. Hatta aksine bütün haftayı iş ve aile temposu da izin vermeyince yorgun geçirdim. Yarış için İstanbul’a gitmek de zaten başlı başına bir yorgunluk. Yani çok zinde bir şekilde giremedim yarışa. Diğer antrenman haftalarımda vücuda yüklensem bile dinlenmeyle toplayabiliyordum, bu hafta olamadı maalesef.

Doğru yaptığım bir iş yarışa başlamadan 15-20 dakika önce içinde kısa intervallerin de olduğu bir ısınma yapmamdı. Soğuk vücutla başlamadım böylece.

Bu sefer yarışa hep yaptığım gibi arkadan değil önden başlama kararı aldım. Bu aldığım doğru kararlardan biri. Bu kadar antrenman yapmama rağmen çok “anti-rekabet” bir adamım. Önden başlayınca daha rekabetçi olunduğu için bir türlü içime sindirememe olayım var bu yüzden. Fakat antrenmanlarda yapmaya başladığım tempolar, arkadan başlarsam çok adam geçmek zorunda kalacağım için ve bu parkurda zor olacağı için ön tarafı tercih ettim ve bunun doğru karar olduğu ilk 3 km içinde zaten ortaya çıktı.

Yarışın başlamasıyla beraber 10 kişilik kadar bir grup olarak öne çıktık. En önde Mahmut ve Mehmet uçmaya başladı zaten. İlk uzun yokuşa geldiğimizde bu gruptan sanırım 2-3 kişi daha koptu. Yine bu uzun yokuşta Fırat da öne geçti ve araya mesafe koymaya başladı. Zaten bir daha görmedim onu 🙂 Süper performans göstererek kazanmış yarışı sonrasında. Benim grubum kalan diğer 4-5 kişilik ekip oldu böylece. Bu arada ilk uzun yokuşu çıkarken ön ekipte olan birisinden “Off, yeter” gibi bir nida duydum, bir daha görmedim kendisini 🙂

İkinci uzun yokuşta önce bir kişiyi (maalesef isimleri bilmiyorum) geçtim sonra Duygun’la önlü arkalı çıktık yokuşu. Önde iki kişi daha vardı az mesafeli olarak. Yokuşun bitmesiyle inişte bir tempo yaparak onları da yakaladım ve önlerine geçtim tam 7 km beslenme istasyonu öncesi, yani 4. Konumdaydım yarışta. Burada bir gözlem: inişlerim çok iyi olmuş. Bunu her inişte görme şansım oldu. İniş tekniğinin gelişmesiyle epeyce hızlı inebiliyorum artık.

Beslenme istasyonu benim için bir diğer sıkıntı noktası oldu. Ben burada suyun yanında muz da bulabileceğimi düşünüyordum. Sabah otelde kahvaltı da doğru düzgün hazır olmadığı için iyi kahvaltı yapamamıştım. Fakat sadece su vardı. Galiba ben yanlış hatırlıyordum ama durum kötüydü çünkü yeterli yakıt yoktu. Bir de suyu içip çöpe atın uyarısını dikkate aldığım için durarak içtim suyu. Bu arada yaşadığım tereddüt ve su içme duraklaması sırasında az önce geçtiğim iki kişi beni geçti. Hızlanmadan arkalarından koşarak devam ettim. Yine bir gözlem: teknik ve çamurlu inişlerde ve çıkışlarda uzun zamandır kullandığım düz tabanlı Nike Free hiç doğru bir seçim değil. Bu tip her iniş-çıkışta hafif farklar yedim diğerlerinden. Ayakkabı çok kaydığı için hız yapılamıyor. Tabanı bu işe daha uygun bir ayakkabı şart. Antrenmanlarda sorun değil, çünkü adı üstünde antrenman. Geçen yarışı da antrenman temposu koştuğum için onda da sorun değildi. Ama bu yarışta biraz yarışınca işin rengi değişti.

Önümdeki iki kişiyle aralıklı olarak koşarken arazi yapısı gereği bir ara gözden kaybettim. Onları yakalamaya çalışırken de yolu karıştırıp bir inişte buldum kendimi. 2 güvenlik-ASICS şeridinin arasından yol aşağı iniyordu, sağlam bir eğimle ve çok çamurlu. Tereddüt ettim biraz çünkü işaretler mavi olmuştu. Ama emin olamadan aşağı devam ettim ve gördüm ki orada yarış görevlileri var. Onlara sorunca durumu korktuğumun başıma geldiğini anladım. Yanlış yola girmiştim. Geri döndüm. Sonradan anladığım kadarıyla burası 4K koşanların çıktığı bir yokuşmuş. Bu süreç sanırım 2-3 dakika civarı zamanımı yedi. Geri dönerken yukarıda Duygun’u gördüm. O da beni görüp ellerini iki yana açtı “Ne yapıyorsun orada?” gibisinden. “Yanlış yola girdim” dedim.

Sonrasında Duygun’u biraz geçip Hasan Onat ile koşarak ilk turu 1:15’te tamamladım. Burada ufak bir muz parçası yedim ve maalesef haftanın bir diğer sorunu olan hazımsızlık biraz etkiledi beni yarış sonuna kadar, ama yemesem daha da kötü olurdu.

Artık yarışın çok da bir anlamı kalmamıştı. Önde giden ekibi yakalama şansım kaybolup zaman kaybettikten sonra. Bundan sonra ikinci turu hafif tempo keserek koştum. Bu turun tamamına yakınını Duygun’la koştum sanırım. O kadar ki bir inişte arkada kalan ayak tabanıma Duygun’un ileri attığı ayağı çarptı 🙂 Bisiklette arkadan gelenin öndekini hafif itme olayını getirdi aklıma, enerji kaybı olmasın maksat. En son teknik çamurlu inişte yine ayakkabım patinaja geçince Duygun biraz öne geçti ve yarış bu şekilde tamamlandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir